• Nombre de visites :
  • 2330
  • 17/9/2008
  • Date :

Ayetullah Hameneî’nin 'Namaz' Seminerine Mesajı

ayetullah hamenei

    Bismillahirrahmanirrahim

   Görüş sahipleri tarafından "namaz" için bir toplantı düzenlenmesi, İslam Cumhuriyetinde yapılması gereken en güzel ve en zaruri işlerden biridir. Çünkü namazı ikame etmek salih kişilerin hükümetinin nişane ve semerelerinden biridir. Ve ondan sonraki sırada "zekat" vermek, toplumu malî bakımdan düzene koymak ve fakirliğin kökünü kazımak ve yine iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, yani insanları iyiliklere yönlendirmek ve kötülükten alıkoymak vardır. "Onları yeryüzünde iktidara getirdiğimiz takdirde namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve kötülükten vazgeçirirler." (Hac, 41) Namazı ikame etmek, sadece salih kişilerin şahsen namaz kılması değildir; bu, İslam hükümetinin teşkiline bağlı olan bir durum da değildir. İslam’ın bu direği toplumda ayakta tutulmalı ve herkes bunun sırlarını, işaretlerini tanımalı ve onun bereketlerinden yararlanmalıdır. Manevî parlayış ve Allah’ı zikretmenin sefası toplumun tüm ufkunu aydınlatmalı, sefa vermeli, bedenler ve ruhlar hep birlikte namaza koşarak onun sayesinde huzur bulmalı ve sağlamlaşmalıdır.

 

    Namaz, dinin temel direğidir; bu nedenle halkın yaşamında en temel bir konumda olmasıdır. İnsan için güzel hayat ancak, Allah’ın dininin hakimiyeti sayesinde ve insanların, kalplerini Allah’ın zikriyle zinde tutmaları ve onun yardımıyla şer ve fesadın tüm cazibeleriyle savaşabilmeleri, bütün putları kırmaları ve bütün iç ve dış şeytanların kendilerine doğru uzanan ellerini kesmeleri durumunda gerçekleşebilir. Bu zikir ve sürekli huzur sadece namazın bereketiyle hasıl olur. Ve namaz gerçekte, insanı alçaklığa sürükleyen nefsinin şeytanıyla, güç ve parayla onu zillet ve teslimiyete zorlayan kudret şeytanlarıyla savaşmada her zaman ve her durumda var olan sağlam bir destek ve hiç tükenmeyen bir birikintidir.

    İnsanla Allah Teala’nın bağlantısı için namazdan daha sürekli ve daha sağlam bir vesile yoktur; en ilkel insanlar Allah Teala ile namaz aracılığıyla bağlantı kurarlar. Allah’ın en seçkin velileri de sevgilileriyle başbaşa samimiyet cennetini namazda ararlar. Bu zikir ve raz u niyaz hazinesinin asla sonu yoktur; her kim onu daha fazla tanısa nuraniyet ve cilvesi daha çok olur...

 

    Namazın kelime ve zikirleri, her biri din maarifinin bir bölümüne işaret eden ve sürekli onu namaz kılan kişiye hatırlatan bir özet konumundadır. Anlamlarına dikkat ederek, yanlışlık ve gafletten uzak kılınan bir namaz insanı her gün ilahî maarifle daha fazla tanıştırmakta ve onu daha fazla tutkulu kılmaktadır.

Namazın nuraniyeti, sırları ve şifreleri, ondaki dersler, insan ve toplumu yetiştirmedeki etkiler kısa bir fırsatta anlatılacak kadar az değildir; hatta benim gibi gafil birisinin onun derinliklerinden haber verebileceği bir nitelikte bile değildir...

    Benim aciz kalemimle ve naçiz marifetimle söylemek istediğim şey şudur: Şimdi ağır bir emanet yükünü omuzlarına alan halkımız ve toplumumuz, özellikle gençlerimiz namazı zevali olmayacak bir güç kaynağı bilmelidirler. Ve bugün karşımızda yer alan cephe mukabilinde, bizim, Allah’ın zikri gibi sağlam bir dayanağa, ona ümit besleme ve güvenmeye her zamankinden daha fazla ve her şeyden daha çok ihtiyacımız var. Namaz bize ümit, güven ve manevî güç vermekte olan feveran halindeki bir kaynaktır.

   Kalp huzuru ve yönelişle kılınan, tepeden tırnağa zikir ve anışla dolan bir namaz, insanın Rabb’iyle konuştuğu ve O’na gönül verdiği bir namaz... İnsana sürekli en yüce İslam öğretilerini öğreten bir namaz... Böyle bir namaz insanı çürüklük, hedefsizlik ve zaaftan kurtarır, gözünde yaşam ufkunu aydınlatır, ona azim, irade ve hedef verir; kalbini günaha yönelme ve alçaklıktan kurtarır. İşte bu nedenle namaz her durumda, hatta savaş meydanında ve hayatın en zor imtihanlarında önceliğini kaybetmemektedir. İnsan her zaman namaza muhtaçtır; tehlike anlarında ise bu ihtiyacı daha da artar.

 

     Gerçek şu ki, namazın tanıtımı konusunda çok kusurlar edilmiş, gevşeklik gösterilmiştir. Sonuçta namaz hâlâ layık olduğu yerini, hatta İslamî düzenimizde bile elde etmemiştir. Bu ağır sorumluluk, ulemanın ve İslam öğretilerine aşina olanların üzerine düşmektedir; namazı herkese ve özellikle genç nesle tanıtmalıdırlar. İlkokul çağındaki bir çocuktan tutun yüksek okul araştırmacılarına kadar, her biri kendi zihin ve marifeti kapasitesince namazı ve onun sırlarını tanıma doğrultusunda bir çok adımlar atabilir, onun tanınmayan yönleriyle tanışabilirler. Hatta büyük arifler bile, marifet vadisinin saliklerine namazın sırlarını yazmış ve öğretmişlerdir; ama yine de bu okyanusun derinlikleri öylece tanınmamıştır; dolayısıyla, bu doğrultuda hareket edilmesi gerekir.

Toplumumuzda özellikle radyo ve televizyon gibi medya kuruluşları çeşitli metotlarla namazı tanıtmalı ve hatırlatmalıdır.

 

    Her yerde ve her zaman radyo ve televizyonda namaz öne geçirilmeli, kalplerde iman şevki ve Allah’ı anma ateşi oluşmalıdır. Okulların ve üniversitelerin din derslerinde namaz dersi kendi yerini edinmelidir. Namazı tanımada uyumlu sözler ve büyük düşünceler ileri sürülüp öğrencilerin zihnine ve kalbine yerleştirilmelidir.

Namazın felsefesi ve onun sırlarının incelenişi sanat diliyle herkesin gözleri önüne sergilenmeli ve böylece herkes kendi kapasitesince ondan yararlanması sağlanmalıdır. Ulema ve araştırmacılar tarafından çeşitli açılardan, çeşitli seviyelerde kitaplar ve yazılar yazılmalı, sanat ve edebiyatın kaynağı olmalı ve namazı kolay bir şekilde yerine getirmek için de bir bölüm açılmalıdır.

    Bütün umumî yerlerde: Okullarda, üniversitelerde, fabrikalarda, kışlalarda, havaalanlarında, tren istasyonlarında, devlet dairelerinde vb. yerlerde namaz için uygun yerler hazırlanmalıdır. Camiler ve mescitler tertemiz, düzenli ve çekici olmalıdır. Namaz, fazilet vaktinde ve cemaatle kılınmalıdır. Her bölgede, o bölgenin seçkin kişileri ve ileri gelenleri diğerlerinden öne geçirilmeli ve namaza önem vermeyi diğerlerine pratik olarak öğretmelidirler; kısacası her yerde namaza doğru bir akın ve namaza koşma hareketi hissedilmelidir.

    Bütün bunlarla, Allah’ın izniyle ve Allah’ın en büyük velisi Hz. Mehdi’nin (canım ona feda olsun) teveccüh ve dualarıyla ülkemiz ve toplumumuz namazın yüce hedeflerine yakınlaşacak ve onun bereketlerinden yararlanacaktır.

   Son olarak, bu toplantıyı hazırlayan ve namazın ehemmiyetine vakıf olarak namazın ikamesi doğrultusunda çaba harcayan herkese ve özellikle bu yolda canla, başla ve aşikane bir şekilde gayret gösteren Hüccet-il İslam Kıraatî Bey’e samimiyetle teşekkür ediyor ve bu ihlaslı çabaların Allah Teala’nın huzurunda kabul görmesini niyaz ediyorum.

Veselamu aleykum ve rahmetullah

Seyyid Ali HAMENEÎ

1370, 7, 16

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)