• Nombre de visites :
  • 2002
  • 11/2/2017
  • Date :

İslam İdeolojisinde Tevhid

islam ideolojisinde tevhid

 

İnsanların bir kısmı Allah'tan başka ona birtakım eşitler edinirler ve onları, Allah'ı sever gibi severler...

Kurân'ın tanıttığı tevhid, kayıtsızca ve sorumsuzca bir bakış değildir. Tevhid, sorumluluk yükleyen bir marifettir; etkin ve yapıcı bir bakıştır. Toplumun yapısında, yönetiminde, stratejisinde, hedefini belirlemede, korunma ve bekası yönündeki unsurları temin etmede temel ve belirleyici etkisi olan bir düşünce tarzıdır. 

 Özlü deyimiyle tevhid, İslâm'ın (ideolojisinin) rükünlerindendir ve hatta ana rüknüdür.

 Evrenin ve insanın üstün güç olan Allah'a bağımlılığı, evrenin bir amaç ve hedef için yaratılmış olmasını gerektirir. 

 Hemen şunu da eklemeliyim ki insanın akla, karar ve irade gücüne sahip olması, onun yaratılış hedefi yolunda ve doğru yönde adım atmasını gerektirir. İnsanın bunu gerçekleştirebilmesi, öncelikle hedef ve yönü tanımasına bağlıdır. Allah'ın yaratıcılığı ve tekvinî hakimiyeti, kanun koyuculuk ve teşri yetkisinin de O'nun emrinde olmasını ve herkesin kendileri için kanun ve yasa vazedilebilir şuur sahibi bütün varlıkların, Allah tarafından koyulan kanuna uymasını gerektirir. İlâhlığın sadece Allah'a aitliği

Allah'ın ilminin sınırsızlığı, insan ile ilgili yasama salahiyetinin ki insanların ihtiyaç ve maslahatlarıyla uyumludur sadece O'na mahsus olmasını gerektirir.

 Bütün varlıkların Allah karşısında eşit seviyede kul oluşu, Allah'ın kullarından hiçbirinin kendi başına ve bağımsız olarak diğer kulları yönetme hakkına sahip olmamasını (tağutu reddetmeyi), insanların yaşamıyla ilgili herşeyin yönetiminin sadece Allah tarafından yönetmek için seçilen kimseye (ya masum imamlar gibi şahıs eliyle veya masum imamın gaybeti döneminde İslâmî hakim gibi ölçülere uygun olarak) aidiyetini gerektirir. Rabliğin sadece Allah'a aitliği

 Aşağıdaki ayetler üzerinde düşünmek, tevhid ve ilgili tali konulardaki İslami düşünce tarzının bazı karelerini aydınlatacaktır:

"İnsanların bir kısmı Allah'tan başka ona birtakım eşitler (insan veya başka cinsten) edinirler de onları, Allah'ı sever gibi severler. İnananlarsa, Allah'ı onlardan daha kuvvetli bir sevgiyle severler. Zulmedenler (Allah'tan başkasına teslim olmakla), bir görselerdi ki azaba düşecekleri vakit bütün kuvvet, ancak ve ancak Allah'ındır ve Allah, çok şiddetli azap eder (kuşkusuz ki davranışlarından pişman olurlardı).

 

O vakit kendilerine uyulanlar, azabı görerek kendilerine uyanlardan kaçınır, uzaklaşırlar, aralarındaki vesile ve sebepler de tamamıyla kesilir gider. Onlara uyanlar da muhakkak derler ki: "Keşke bir kere daha dünyaya dönseydik de onlar bizden nasıl kaçındıysa biz de onlardan kaçınsaydık, çekinseydik." İşte Allah, onlara yaptıkları işleri, üstlerine çöken bir hasretten ibaret olarak gösterir. Onlar, ateşten dışarı çıkamazlar." (Bakara 165-167)

 

Tevhidin felsefî bir bakış olmakla birlikte, ilim doğuran ve yaşamı yönlendiren bir marifettir. Yani insanların sosyal ve bireysel yaşamı tevhid inancı üzerine kurulmalıdır.

 

Kur'ân'daki tevhidî bildirgenin bazı ana maddelerine değinmek istiyorum:

 

Tevhid ilkesi uyarınca insanlar, Allah'tan başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ibadet ve itaat etme hakkına sahip değildirler. Tarih boyunca güçlüler tarafından insanlığa yüklenen yönetimlerin tümü yanlış ve de hak karşıtıdır. Bu genel ifade; putları, ilâhları, azgın nefs eğilimlerinin tümünü içerir.

 

Allah'a eş koşmaktan söz eden aşağıdaki ayetler, tevhid ilkesinin genel tasarısını göstermektedir:

"O gün hepsini (kıyamette) toplayacağız, sonra da şirk koşanlara siz de diyeceğiz, yerinizde durun, şirk koştuğunuz şeyler de yerlerinde dursun; aralarını tamamıyla ayırmışızdır ve şirk koştukları şeyler, siz zâten bize tapmıyordunuz ki demişlerdir.

 

Şüphe yok, bizimle sizin aranızda Allah tanıktır ki sizin kulluğunuzdan haberimiz bile yoktu. Herkes, evvelce yaptığını bulur, cezasını çeker orada ve hepsi de gerçek mevlâlarının tapısına döndürülmüştür ve iftira ettikleri şeyler de gözlerinden kaybolmuş, helâk olup gitmiştir.

 

De ki: "Size gökten, yerden rızık veren kimdir, kulaklarla gözlere malik olan kim ve  ölüden diriyi çıkaran, diriden ölüyü çıkaran kim ve (evrenin) işlerini (tekvin alanında) tedbir eden kim?" Diyecekler ki "Allah." O vakit de ki: "Neden çekinmezsiniz öyleyse (ve yasama alanında dünyayı yönetmek için Allah'tan başkasını seçersiniz)?" (Yunus, 28-31)

 

Daha sonra da ayet, tonu ve ifadesiyle, taştan ve ağaçtan yontma cansız putlardan daha ziyade beşerî ve rablık müddeisi olan putlara yönelerek şöyle buyurmaktadır:

"De ki: "Ona eş saydıklarınız içinde hangisi halkı gerçeğe sevkedip yol gösterir?" De ki: "Allah, gerçek yola sevk eder, doğru yolu gösterir. Halkı gerçeğe sevk eden mi uyulmaya daha lâyıktır, doğru yola sevkedilmedikçe o yolu bulamayan mı? Nasıl hükmediyorsunuz?" (Yunus 35)

 

Açıktır ki hidayet etmek ve hidayet bulmak, canlı varlığa ve insana mahsus bir husustur. O hâlde bu ayette, rablık ve hükmetme iddiası olan ve diğer insanların ibadet ve itaatini celbetmede kendilerini Allah'a eş tutan insanlardan söz edilmektedir.

 

Gerek din kisvesine bürünen güçler (ahbar ve ruhban=bilginler ve rahipler) ve gerekse siyasî ve iktisadî güçler (tağut, ileri gelen, mal-menal sahibi) rolünde olan ilâhlık müddeilerine kulluğu reddetmek gerekir.

 

Ayetullah Seyyid Ali Hamanei

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)