• Nombre de visites :
  • 7667
  • 30/8/2009
  • Date :

Vahiy Ve Risalet  (7)

risalet

  RİSALET anlayışımızı biz, izah ettiğimiz vahiy anlayışı üzerine bina ediyoruz. Risalet vahyin devamıdır, vahyi Rabbinden alan Peygamberin, bunu insanlara tebliğ etmesine risalet (elçilik) denir.

Rasûl, elçi, gönderilen haberci demektir.

Allahu Teala'nın, mesajını, haberini, uyarı (inzar) ve müjdesini (tebşir) kullarına iletmek üzere seçtiği kula rasûl (pey­gamber) denir. Allah'ın elçi görevlendirmesine de risalet (elçilik) denir.

  Bilindiği üzere Kur'an, Peygamberler için hem rasûl (çoğ. rusül) hem de nebî (çoğ. enbiya) terimini kullanır. Nebe haber, nebî haberci, haber getiren demektir. Klasik kelam ilminde Nebî ile Rasûl arasında var sayılan bir fark tartışılagelmiştir. Ulema genelde Rasul'ün Allah'dan vahiy alan (kitap sahibi) peygamber; Nebi'nin ise kitap sahibi olmayan, ama kitabı olan bir rasulün şeriatı ile amel eden peygamber olduğunu ileri sürmüşlerdir. Buna göre mesela Davud (a.s.) Rasûl, Süleyman (a.s.) ise nebî oluyor! Oysa bu tefrik Kur'an açısından kesinlikle doğrulanabilir bir görüş değildir.

Allahu Teala, "Biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik, onlarla kitabı ve mizanı indirdik..." (57/25) buyurduktan sonra, Nuh ve İbrahim'i (elçi olarak) gönder­diğini, onların soyuna da kitabı ve nübüvveti verdiğini buyurmaktadır. (57/26).
risalet

  Bu ayetlerde nübüvvet ile risa­let terimlerinin peygamberlik anlamında kullanıldığına dikkatleri çekmek istiyoruz.

Şu var ki, Kur'an'da rasûl kelimesi nebî'den daha çok kullanılmaktadır. Nebi ismi tekil ve çoğul şekliyle 75 yerde kullanılmıştır.

Kur'an'da Hz. Peygamberin Mek­ke'de değil de, Medine'ye göç ettikten sonra "er-Rasul'ün yanında, "en-Nebiyyü" sıfatı ile de anılması dikkat çekicidir.

  Mekke döneminde Peygamber’i "er-Rasûl" olarak anan Kur'an'ı dikkatle okuduğumuzda, günümüzde bazı kişilerin iddia ettiği gibi "her nebî rasûl, ama her rasûl nebî değildir" olsaydı (klasik öğretinin zıddı) on üç sene boyunca Hz. Muhammed'in (a.s.) peygamberlik sıfatında bir şeylerin eksik olması icab ederdi. Halbuki O, hem Mekke'de hem de Medine'de hem Nebî, hem de Rasul'dü. Medine'de Nebî unvanının verilmesi, toplumun bu kavramla olan münasebetlerinden kaynaklanmış olabilir.

  Bununla beraber, rasûl ve nebî kelimeleri arasında ince anlam farklılıkları da yok değildir. "Rasûl" kelimesi, peygamberin "gönderilme" niteliğine bir atıf olduğu gibi; "nebi", çok önemli bir haber getiren kişi anlamını vurgulamaktadır. "Rasul"de, gönderen ve gönderilen taraflar vurguludur; "nebi"de ise çok ciddi haber öne çıkarılmaktadır.

  Rasûl kelimesi Kur'an'da "peygamber"den başka anlamlarda da kullanılmaktadır.

  Allahu Teala, melekleri herhangi bir işi için görevlendirdiği zaman "elçilerimiz" (rusulenâ) demektedir. Meleklerin sözkonusu görevleri arasında vahiy getirmek (42/51), İbrahim'e çocuk müjdelemek (11/69), kavimlerin azabını müjdelemek (11/76-81), yazıcılık (10/ 21) ve insanları vefat ettirmek (6/61) gibi işler bulunmaktadır.

  Ayrıca Kur'an, insanlardan olduğu gibi meleklerden de elçiler seçildiğini bildirmektedir (22/75). Şu var ki, Hz. Meryem'e İsa'yı müjdeleyen melek elçi ile, İsa'nın risaleti (peygamberliği) arasında bir mahiyet farkı vardır.


Vahiy Ve Risalet  (6)

Vahiy Ve Risalet  (5)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)