• Nombre de visites :
  • 1359
  • 29/12/2012
  • Date :

Kur’an-ı Kerim’in Vahyediliş Şekli

kur’an-ı kerim’in vahyediliş şekli

Vahyin keyfiyeti konusunda Kur’an-ı Kerim’de kısaca şu açıklamalara rastlıyoruz. Bu semâvi kitabın vahyi, konuşma şeklinde idi. Allah-u Teâlâ, yüce Peygamberiyle konuştu. O Hazret, bütün vücuduyla (yalnızca kulağıyla değil) Allah’ın sözünü kavradı.

Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor:

“Ve hiç bir insanla konuşmaz (hiç bir kimseye söz söylemez) Allah, ancak vahiyle, (yani başkalarının anlayamayacağı gizli konuşmayla) yahut perde ardından yahut da bir elçi gönderir ve o Allah’ın izniyle Allah’ın dilediğini vahyeder; çünkü Allah pek yücedir ve hüküm ve hikmet sahibidir. Ve işte biz emrimizle sana böylece ruhu -Kur’an’ı- vahyettik, kendiliğinden ne kitap bilirdin nedir ne de iman ve fakat onu kullarımızdan dilediğimizi doğru yola sevk eden bir nur kıldık, ve şüphe yok ki, sen de elbette doğru yola sevk edersin.”‌[1]

Ayetteki kısımlandırmaya göre ve vahyin ilk kısımda her hangi bir yere nisbet edilmediğinden ve üçüncü kısımda ise Resul’e nisbet edildiğinden ayette Allah’ın konuşması üç değişik şekilde zikrediliyor:

1- Allah’la insan arasında hiçbir vasıta olmaksızın konuşması,

2- Perde arkasından işitilen, Allah’ın konuşması. Hz. Musa (a.s) ın, Tur ağacı tarafından Allah’ın konuşmasını işitmesi gibi.

3- Bir melek tarafından taşınarak insana ulaştırılan Allah sözü. Bu haldeyken vahyi taşıyan meleğin sözü işitilir. Yani vahiy meleği Allah’ın sözünü nakleder.

İkinci ayet, Kur’an-ı Kerim’in bu yolla Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) ulaştığını bildiriyor. Yani buna göre Kur’an’ın vahy edilişi, konuşma ve söz söyleme şeklindeydi. Kur’an’da şöyle buyuruluyor:

“Kur’an’ı Ruh-ul Emin (Cebrail) açık bir Arapça diliyle, insanları Allah’tan korkutanlardan olman için senin kalbine (senin nefsine) indirmiştir.”‌[2]

Yine buyuruyor ki:

“De ki, kim Cebrail’e düşmansa iyi bilsin ki, o, Allah’ın izniyle Kur’an’ı senin kalbine indirmiştir.”‌[3]

Bu ayetlere göre, Kur’an’ın hepsi veya bir kısmı, Cibril ya Ruh-ul Emin olarak adlandırılan vahiy meleği vasıtasıyla gönderildi. (konuşmanın üçüncü kısmı).

Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Kur’an’ı, elçiden, nefsiyle[4] yani bütün vücuduyla alıyordu. kulak yoluyla değil.

Kur’an’da buyuruluyor:

“Derken kuluna vahyetti ne vahyettiyse. Gönlü, -nefsi- gördüğünü yalanlamadı -ve yanılgıya kapılmadı. Hala onunla münakaşa mı edersiniz (apaçık) gördüğü şeyleri.”‌[5]

Başka bir ayette de vahyi idrakten, levhaları okumak olarak söz ediliyor:

“Temiz sahifeleri tilavet eden -okuyan- Allah tarafından gelmiş bir elçi.”‌[6]

Bu konunun sonuna doğru, Kur’an-ı Kerim’de vahyin kısımları, sıfat ve özellikleri çevresinde bir çok açıklamalar ve meseleler sözkonusu ediliyor. Kısa olmasını istediğimiz bu kitapta onların hepsinin incelenmesine girişmeyeceğiz.


[1] - Şura/51-52.

[2] - Şuara /194.

[3] - Bakara /97.

[4]- Her iki ayet de Kur’an’ın nüzulunu, Peygamber-i Ekrem’in kalbine nisbet veriyor. Alâ kalbike diyor, Aleyke demiyor. Kalb kelimesi Kur’an dilinde nefs anlamınadır. Bu yüzden bir çok yerde nefse ait olan derk, şuur ve ma’siyet kalb’e nisbet ediliyor.

[5] - Necm/12.

[6] - Beyyine/2.

Kur’an’a Mahsus İlimler

Kur'an'ın Hacmi

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)