• Nombre de visites :
  • 1330
  • 10/8/2011
  • Date :

İSLAMDA KADININ YERİ -6

islamda kadinin yeri

Tavsif ettiğimiz böyle bir ortamda, İslam dini kadını insan toplumunun gerçek parçası ve mükemmel üyesi kıldı, esirlikten kurtardı, ona irade ve amel özgürlüğü verdi. Kadın erkekle ölen tabakanın miras bıraktığı servete ortaktır ve babasından, kardeşinden, amcasından, dayısından, diğer akrabalarından ve eşinden miras alır, kendisi için meşru olan her işi ve her türlü yaşamı seçmede serbesttir, amelinin toplumsal saygınlığı ve değeri var, kendi haklarını talep ederek yetkili mercilere doğrudan doğruya müracaat edebilir ve hakkı çiğnendiğinde dava açabilir, tanıklıkta bulunabilir ve kadının yaşamının külliyatının temin olduğu bütün bu merhalelerde erkeğin kadın üzerinde hiçbir türlü velayet ve kayyımlığı yoktur.

“Sürelerini bitirince artık kendileri için uygun olanı yapmalarında size bir günah yoktur.”[7] “Ana babanın ve akrabaların geriye bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan bir hisse ayrılmıştır.”[8]

Resulullah’ın (s.a.a) sireti bu konunun cüziyatıyla doludur; fakat bu makalede onları genişçe nakletmeye fırsatımız yok.

Erkek haklarıyla kadın haklarının mukayesesinin tadili: Kadının mirastan aldığı pay erkeğin aldığı payın yarısıdır. “Allah size çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder.”[9]

Bu merhalede her ne kadar da kadının makamı erkeği makamından aşağı tutulmuşsa da ancak bu noksanlık başka bir yolla giderilmiştir ve o da kadının nafakası (geçiş masrafları)nın erkeğin üzerine bırakılmasıdır. Bu alanda İslam’ın temel görüşünü inceleyerek gerçek maksadın ne olduğunu anlamak gerekir.

Şüphesiz kadında his ve duygu ruhu akıl etme, düşünme ruhuna galiptir; kadını bütün hal ve amelleri çeşitli ince şefkat ve duyguların mazhar ve cilvegahıdır ve erkek ise yaratılışı gereğince bu ruhiyenin tam karşı noktasında yer almıştır. Konunun başında değinildiği gibi İslam dini insan toplumunu düzene sokmada akıl ve düşünceyi duygu ve hislerden öne geçirmektedir.

İnsan toplumuna külli bir görüşle baktığımızda her asırda dünyadaki tüm servetler o asrın insanlarına aittir; o asrın insanları hayatta oldukları süre içerisinde ondan yararlanır ve öldükten sonra da kendilerinden sonrakilere (gelecek nesle) miras bırakır ve o tabaka yok olup gidince adet üzerine yarı yarıya kadın ve erkekten oluşan sonraki tabaka iş başına geçer,servetin üçte ikisini erkek ve üçte birini de kadın alır, kadının nafakası erkeğin üzerine olduğundan kadının hakkı olan malın üçte birinde erkekler tasarruf edemez ve erkeklerin üçte iki payları erkekle kadın arasında yarı yarıya kullanılır ve sonuçta dünya servetinin üçte ikisinden kadınlar,

üçte birinden ise erkekler yararlanırlar; bu miktar onların Kur’an-ı Kerim’de belirtilen paylarının tersidir: “

Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.”[10]

Bu uyum gereğince, malikiyet, malı idare ve çalıştırma açısından erkek yeryüzünün servetinin büyük bir bölümüne sahiptir ve bunun yuları ona teslim edilmiştir; fakat servetin büyük bölümünden kadın yararlanır sahiptir; işte toplumsal adalet de bunu gerektirir; yani, servetin idare ve korunması akla ve ondan yararlanma ise duygu ve hislere bırakılmalıdır.


[7] - Bakara, 234.

[8] - Nisa, 7.

[9] - Nisa, 11.

[10] - Bakara, 227.

İSLAMDA KADININ YERİ -5

İSLAMDA KADININ YERİ -4

İSLAMDA KADININ YERİ -3

İSLAMDA KADININ YERİ -2

İSLAMDA KADININ YERİ -1

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)