• Nombre de visites :
  • 1300
  • 8/8/2011
  • Date :

İSLAMDA KADININ YERİ -5

islamda kadinin yeri

İşte buna dayanarak kutlu İslam dini kadını da erkek gibi insan toplumunun kamil bir parçası bilmiş, her ikisini de eşit olarak bir bütünün iki parçası saymış ve erkekte olduğu gibi kadın için de düşünce ve amel özgürlüğü tanımıştır. Ancak bir kişinin bir toplumun kamil bir parçası olması, onun, toplumun diğer parçalarının sahip olduğu her hakka ve birisinin sahip olduğu her meziyete onun da sahip olmasını gerektirmiyor.

Çünkü cüziyet olasılığıyla, toplumda fertlerle cüzlerin ihtilafı onların farklı toplumsal haklara sahip olmasını gerektiriyor. Tarihin de gösterdiği gibi insanlık tarihinde sürekli toplumlar olmuş, erkekler de onun cüziyetini oluşturmuşlar, fakat buna rağmen hiçbir zaman bilginin konumu cahile verilmemiş, güçlü ve denenmiş bir erkeğin vazifesi tecrübesiz ve güçsüz bir kişiye bırakılmamış, zalim ve takvasız biri adil ve takvalı birinin yerine geçirilmemiştir.

Evet, toplumun bütün fertleri kanun karşısında eşit olmalıdırlar; fakat bu eşitlik kanunun uygulanması açısındandır (yani adil olmak açısından), toplum seviyesinde ve ön görülen haklarda değil.

Nasıl olur da bir toplumda emredenle emredilen, küçükle büyük, akıllıyla akılsız, bilgiliyle bilgisiz, zalimle takvalı bütün toplumsal özelliklerde eşit olur da, buna rağmen toplu hayatını sürdürür de dağılmaz.

Buna binaen, insan toplumunun bir parçası olmakla toplumun bir parçası olmanın keyfiyet ve niceliği iki farklı konudur; dolayısıyla bu ikisini birbiriyle karıştırmamak gerekir. İnsan toplumunun durumunu tamamen göz önünde bulundurmak, onun azalarında toplumsal adaletin uygulanmasını ve herkesin hakkettiği kadar haklardan yararlanmasını gerektirir.

*

İslam dini kadına toplumda nasıl bir yer vermiştir? İşaret ettiğimiz gibi, İslam güneşi bu dünyanın bulanık ufkundan doğup parlak ışığıyla dünya ve dünyada yaşayanları aydınlığa kavuşturduğunda dünya birbirinden tamamen farklı iki gruba ayrılmıştı:

Bir grubu medeniydi; büyük Rum imparatorluğu, İran ve Mısır, Habeş, Hinduçin gibi diğer milletlerdeki padişahlık gibi; bu milletlerde kadı bir esir hükmündeydi; yani düşünce ve amel özgürlüğüne sahip olmayan,

toplumun genel meziyetlerinden tamamen mahrum bir insandı, miras alamaz, işine saygı duyulmazdı, yeme, içme, giyme, mesken, evlenme, boşanma, muaşeretler çeşitlerinde, mallarda tasarruf vs. gibi konularda hiçbir bağımsızlığa sahip değildi.

Aldığı her nefes ve attığı her adım erkeğin izniyle olmalıydı, bir zulme veya tecavüze uğrasaydı onun şikayetini erkekler etmeli, davasını erkekler açmalıydı, kadının dava, tanıklık ve sözüne itina edilmezdi.

İkinci grup, Afrika halkı ve bayındırlık bölgelerin köşe-bucağında yaşayanlar gibi geri kalmış millet ve kavimlerdi; bu kavim ve milletler arasında kadın insan bile sayılmıyor, toplumun asalağı kabul edilir, hayvanların, sömürülmüş ve hizmete geçirilmiş varlıkların safında yer veriliyordu.

Yük taşır, avlanır, erkeklere hizmet eder, çocukların terbiyesiyle uğraşır, hasta bakıcılığı yapar, kocalarının veya onların istedikleri kimselerin şehvet ateşini söndürür ve bazen de kıtlık döneminde ve büyük misafirliklerde onun etiyle beslenilirdi.

İslam’ın zuhurunun genel muhiti ve Arabistan yarım adasının özel muhitinin o günkü umumi durumu böyleydi. O bölgenin halkı genellikle çöl hayatı yaşadığından ve yine dışarıdan büyük Rum,

İran, Habeş ve Mısır milletleriyle sınırlı olmalarından ve içeriden de Yesrib ve etrafındaki Yahudilerle, Yemen ve Irak Hıristiyanlarıyla haşır-neşir olmalarından ve büyük çoğunluğu putperest olduğundan yaşam şekilleri bu milletlerin örf ve adetlerinden oluşmuş ve herkesin gidişatından bir pay almıştı.

Eski  milletler kadını toplumun genel haklarından mahrum eder ve ona karşı hiçbir toplumsal saygı göstermezlerdi. Bedevi adetleri nedeniyle kadını esasen alçaklık ve utanç kaynağı bilip, kızdan nefret etmeleri dışında hatta Temimoğulları kabilesi kızları diri diri gömüyorlardı. Nitekim Kur’an-ı Kerim de özellikle bu iki konuya itiraz etmektedir:

“Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle-taşarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. (Şimdi ne yapsın) Onu, hakaretle tutsun mu yoksa onu toprağa mı gömsün! Bak, ne kötü hüküm veriyorlar.”[5] “Ve sorulduğu zaman o diri diri toprağa gömülen kıza: Hangi günah(ı) yüzünden öldürüldü? diye”[6]


[5] - Tekvir, 8-9

[6] - Bakara, 234.

İSLAMDA KADININ YERİ -4

İSLAMDA KADININ YERİ -3

İSLAMDA KADININ YERİ -2

İSLAMDA KADININ YERİ-1

Vahiy Mantığında Kadın

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)