• Nombre de visites :
  • 540
  • 26/2/2017
  • Date :

Hz. Ali'den (a.s) İnciler (1)

hz. aliden (a.s) inciler

 

Akıl, günahlardan uzak durmak, olayların sonuçlarına bakmak ve tedbirli olmaktır.

Akıl Ve İlim Deryasında

1- Akıl gibi zenginlik, cehalet gibi yoksulluk olmaz. Akıl; hayrın kaynağı, meziyetlerin en üstünü ve süslerin en güzelidir

2- Akıl, hakkın elçisidir. Akıl, temellerin en sağlamıdır. İnsan, aklıyla tanınır. Her iş akılla düzelir.

3- İlim, kusurların perdesidir, örtüsüdür. Akıl, keskin bir kılıçtır. Ahlâkındaki kusurların, bozuklukların üzerini hilminle, ağır başlılığınla ört. Aklınla tutkulu heveslerini öldür. Fikir, berrak bir aynadır.

4- Akıl, Rahman ordusunun öncüsüdür. Heves ise, şeytan ordusunun komutanıdır. Nefis bu ikisi arasında gidip geliyor. Hangisi galip gelirse, nefis onun yanında yer alır.

5- Kişinin payına düşen şeylerin en üstünü, aklıdır. Kişi zelil olursa, aklı onu aziz kılar. Düşerse, aklı onu kaldırır. Saparsa, aklı onu doğru yola getirir. Konuşursa, onu destekler, doğru konuşmasını sağlar.

6- Allah katında insanların en üstünü, aklını diriltip şehvetini öldüren ve ahiretini düzeltmek için nefsini yoran kimsedir.

7- Akıl ne kadarsa, din de o kadar olur. Mümin, akıllı olmadan iman edemez. Her kişinin değeri, aklıdır.

8- Akıl şunlarla bilinir:

a) Akıl, günahlardan uzak durmak, olayların sonuçlarına bakmak ve tedbirli olmaktır.

b) Akıl, ilmin aslı ve anlamanın sebebidir.

c) Akıl, bilgi ve tecrübeyle artan bir güçtür.

d) Kalplerde kötü düşünceler uyanır, akıl onları temizler.

e) Akıl gücü, kötü filleri engeller.

f) Akıllı, iki şerrin en hayırlısını bilen kimseye denir.

Kur’ân ve Mübarek Nebevî Sünnetin Engin Ufuklarında…

Şöyle buyurur İmam Ali (a.s):

“O, Size, içinde her şeyin açıklaması olan bir kitap indirdi. Peygamber’ini (s.a.a) aranızda bir zaman yaşattı. İndirdiği kitapta kendisinin beğenip razı olduğu dini, onun ve sizin için tamamladı.”

“Bu Kur’ân’ı konuşturun. O kendisi konuşmaz. Fakat ben onun hakkında size bilgi veririm. Haberiniz olsun! Kur’ân’da geleceğe dair bilgiler vardır. Geçmişlerden söz etmektedir. Hastalıklarınızın ilacı ondadır. Aranızdaki ilişkilerin düzeni onda var. Kur’ân’ın bir kısmı diğer bir kısmının yardımıyla konuşur. Bir kısmı diğer bir kısmına tanıklık eder. Allah hakkında farklı konuşmaz. Onunla hemhal olanı Allah’tan koparmaz. Eğrilmez ki, doğrultulsun. Sapmaz ki, kınansın... Müracaatın çokluğu ve çok dinlenilmesi onu eksiltmez… Olağanüstülüklerinin sonu yoktur. Gariplikleri tükenmez. Karanlıklar ancak onunla aydınlanır.”

“Kur’ân, kalbin baharıdır. Kalbi ondan başkası parlatamaz. Kur’ân imanın kaynağı ve merkezidir. İlmin membaı ve denizidir. Adaletin bahçesi ve havuzudur. İslâm’ın sancağı ve binasıdır. Hakkın deresi ve pınarıdır. Bir denizdir ki, suyunu taşıyanlar onu tüketemezler. Bir pınardır ki, suyunu çekenler onu kurutamazlar. Su kaynağıdır ki, dalanlar onun derinliğine varamaz. Allah onu, alimlerin susuzluğunu gideren pınar, fakihlerin kalplerini onaran bahar, salihlerin yollarının işaretleri kılmıştır… Kur’ân’ı, anlayanlar için ilim, rivayet edenler için söz, hükmedenler için hüküm kılmıştır. Arkasından hastalık gelmesinden korkulmayan bir şifa, peşinden hastalık gelmeyen bir ilâç kılmıştır Kur’ân’ı… O hâlde hastalıklarınızı onunla tedavi edin. Zorluklarınıza karşı ondan yardım isteyin. Çünkü o, küfür, nifak, azgınlık ve sapıklık gibi en büyük dertlere devadır.”[1]

Hz. Peygamber’in (s.a.a) sünnetine gelince, İmam Ali (a.s) insanları sünnete göre amel etmeye davet eder. Sünnetin ümmete ulaştırılması ve batıl ehli olanların yok ettikleri sünnetin ihyası hususunda İmamların (a.s) konumunu ve onurlu misyonlarını açıkladı. Bu arada sünnetin ekseninden uzaklaşanların bu sapmalarının sebeplerini de gözler önüne serdi.

 İmam’ın (a.s) sünnetle ilgili bazı sözleri:

- “Peygamberinizin (s.a.a) yolunu izleyin; çünkü o, en üstün yoldur. Onun sünnetini uygulayın; çünkü onun sünneti yasaların en doğrusudur.”

- “Allah katında en sevimli kul, Peygamberi’ni örnek alan, onun izini takip eden kimsedir.”

- “Lider ve kurtuluşa götürücü önder olarak Muhammed’e (s.a.a) razı ol. “

- “Bugün insanların elinde (din namına) hak olan şeyler var, batıl olan şeyler var. Doğrular var, yalanlar var. Neshedenler var, neshedilmişler var. Genel nitelikli hükümler var, özel nitelikli hükümler var. Muhkem olan buyruklar var, müteşabih olanlar var. Gerçekten Peygamber’den (s.a.a) duyulup ezberlenen şeyler var, Peygamber’in (s.a.a) söylediği vehmedilen şeyler var. Peygamber’in (s.a.a) zamanında bile Peygamber adına yalan uyduran kimseler olmuştu. Nitekim Peygamberimiz (s.a.a) bu hususta bir konuşma gereğini duymuş ve şöyle buyurmuştu: Kim bilerek benim adıma yalan söylerse, ateşteki yerine şimdiden hazırlansın.”

- “Bu ümmetten hiç kimse Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyti’yle mukayese edilemez... Hz. Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyti, ilmin hayatı ve cehaletin ölümü demektir... Hakka muhalefet etmezler ve hak noktasında birbirleriyle ayrılığa düşmezler... Onlar İslâm’ın dayanakları ve İslâmî kenetlenmenin giriş kapısıdırlar. Onlarla hak gerçek yerine kavuşmuştur. Batıl, onlar sayesinde işgal ettiği yerden alaşağı edilmiştir. Onlar sayesinde batılın dili kökünden kesilmiştir. Onlar, anlayarak ve gözeterek dini aklettiler, sırf dinleyerek ve rivayet ederek değil. Onlar Peygamber’in (s.a.a), sırrının bıraktığı yer, emrinin destekçisi, ilminin kaynağı, hikmetlerinin sığınağı, yazılarının mahzeni ve dininin dağları gibidirler. Onlar karanlıkları aydınlatan lambalar, hikmetin pınarları, ilmin madenleri ve hilmin yurtlarıdırlar.”

- “Ben Rabbimden gelen apaçık bir belge ve Peygamber’den miras kalan bir yol üzereyim. Ben apaçık bir yol üzereyim ki, onu açıkça size söylüyorum.”[2]

Tevhid, Adalet ve Ahiret Üzerine

Allah’ın varlığını ispat bağlamında şöyle buyuruyor:

“Varlıkları yaratmasıyla kendi varlığını gösteren, yarattıklarının sonradan oluşlarıyla kendi öncesizliğini kanıtlayan, yarattıklarının birbirine olan benzerliğiyle kendisinin benzerinin olmadığını ortaya koyan Allah’a hamdolsun...”

- “Allah’ın yaratıklarını gördüğü hâlde, Allah’ın varlığından kuşku duyan kimselere hayret ediyorum... Allah, sağlam idaresini ve kesin kaderini ortaya koyan alametler aracılığıyla kendini açık bir şekilde akıllara göstermiştir.”

İmam’a (a.s): “Rabbini gördün mü?” diye sorulmuş, o da şu cevabı vermiştir: “Görmediğim tanrıya nasıl ibadet ederim?” Ardından şunları söylemiştir: “Gözler, O’nu somut bir şekilde görerek algılayamazlar. Ancak kalpler, iman hakikatleriyle onu algılarlar... O’nun rablığı, kalbin veya gözün kuşatacağı şekilde kavranmaktan, ihata edilmekten yücedir.”

İmam’ın (a.s) o yüce hutbeleri, ilâhî kudrete delâlet eden gökyüzü ve yeryüzü ayetleriyle doludur. O, bu ayetleri bilen ve basiret sahibi biri olarak yorumlamıştır. İlâhî kudretin ve azametin ayetlerini öyle detaylı bir şekilde açıklamıştır ki, bu anlatım, bunları mütalaa edenlere iman aşılamakta, Allah’tan korkmalarını ve azametinin önünde eğilmelerini sağlamaktadır. Öyle ki, onun hutbelerini dinleyen bir kimse, tam da onun söylediği şu sözün gerçekliğini görür: “Allah’a yemin ederim ki, şayet önümdeki gayp perdesi kalksaydı, bu, benim yakinimde herhangi bir artışa neden olmayacaktı...”

İmam (a.s), Allah’ın sıfatları ile ilgili olarak çok ince bir tasvir yapmıştır. Onun bu tasviri, ince felsefî araştırmalar için bir kriter, bu tür araştırmalar için bir giriş kapısı işlevini görmüştür. Bu gibi konulara dalan fikirler, eğer rabbanî hidayet ve yol göstericilik olmazsa, yollarını şaşırır, saparlar.

Şöyle diyor:O’nu birlemenin kemâli, sırf O’na yönelmektir (ihlâs). Sırf O’na yönelmenin (ihlâsın) kemâli, sıfatları O’n-dan nefyetmektir. Çünkü her sıfat, mevsuftan başka olduğunun tanığı, her mevsuf da sıfattan ayrı olduğunun şahididir. Bu nedenle, Allah’ı vasfeden, O’nu (o sıfata) yanaşık kılmış olur. O’nu yanaşık kılan, O’nu ikilemiş olur. O’nu ikileyen, O’nu parçalara bölmüş olur. O’nu parçalara bölen, O’nu bilmemiş olur. O’nu bilmeyen, O’na işaret etmiş olur. O’na işaret eden, O’nu sınırlamış olur. O’nu sınırlayan, O’nu sayıya sokmuş olur. O, varlıktır; ama sonradan olma niteliğinde değil. O, mevcuttur; ama yokluktan değil. Her şeyle beraberdir, ama yapışmak suretiyle değil. Her şeyin gayrisidir, ama ayrılmak suretiyle değil...”

Allah’ın birliğini kanıtlamak bağlamında şunları söyler: “Bil ki, ey oğulcuğum! Eğer rabbinin ortağı olsaydı, bu ortağın elçileri de sana gelirlerdi ve sen onun mülkünün ve egemenliğinin belirtilerini görürdün. Bil ki, ey oğulcuğum! Hiç kimse, Hz. Peygamber (s.a.a) gibi Allah’tan haber vermiş değildir. Şu hâlde önder olarak ona razı ol.”

Allah’ın adaletini şöyle vasfeder: “Allah kullarının zulmünden yücedir. Mahlukat üzerinde adaletiyle kaimdir. Onlar hakkında adaletle hükmeder. Verdiği her karar adalete uygundur...”

- “O sana ancak güzel olanı emretmiş, ancak çirkin olanı yasaklamıştır. O’nun gök ehline ilişkin hükmü ile yer ehline ilişkin hükmü birdir. Allah, bir meleği cennetten çıkardığı bir şeyden dolayı bir insanı cennete koyacak değildir.”

Devamı var..... 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)