• Nombre de visites :
  • 2191
  • 16/1/2017
  • Date :

Amellerin Kıblesi (1)

amellerin kıblesi (1)

 

Nerede bulunursan bulun, hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doğru çevir.

Herkesin yöneldiği bir yer (kıble) var, oraya döner. Siz de hep hayırlara yönelin, hayır yolunda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi toplar, birleştirir. Şüphe yok ki, Allah'ın her şeye gücü yeter.” 

“Nerede bulunursan bulun, hemen yüzünü Mescid-i Harâm'a doğru çevir. Bu emir şüphesiz gerçektir, Rabbindendir ve Allah yaptığınız şeylerden gafil değildir.”

“Nerede bulunursan bulun, yüzünü Mescid-i Harâm'a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin de insanlar, aleyhinizde bir itirazda bulunamasınlar; ama haksızlık edenler ve zulümde bulunanlar başka. Siz korkmayın onlardan, benden korkun da hem size verdiğim nimetimi tamamlayayım, hem de bu suretle hidayete erişin.” (Bakara / 148,149,150)

Bugün Müslümanların geneli (genellemelerde her zaman istisna vardır), bu ayetlerden gafil olup bu ayetler hiç inmemiş gibi hareket etmekte, Allah Teala’nın onları amellerin yönünü belirlemede muhayyer bıraktığını vehmetmekteler. Vehmetmekteler, çünkü zannetse idiler ayetlerle ilgili olaraktan, olumlu yönde bazı eylemsel çıkarımlarda bulunmaları ve bu çıkarımın ayetlerin yönü ile bir benzeşmesi olması gerekirdi. Söz konusu insanların amellerinin, bu ayetlerin gösterdiği yönle alâkası olmaması, böyle bir sonuca varmamızı gerektirmektedir. Yapılan bu açıklamalar doğrultusunda aleyhte olabilecek hiçbir söylem bir anlam ifade etmez. Çünkü, hâl dili ve ameller hem söylemlerden daha gerçekçi ve hem de Allah Teala indinde daha efdal olandır.

Allah Teala dilerse, böyle bir girişten sonra bu ayetlerle amelin, bizlere nasıl bir sonuç hazırlayacağı hakkında birkaç söz söyleyelim.

Herkesin amel ve ibadetlerinde yüzünü döndüğü yön neresidir? Çok daha açık bir ifade ile, yapılan amel ve ibadetlerden kimin rızası umulmaktadır? Cidden biz amellerimizle sırf Allah Teala’nın rızasını mı gözetiyoruz, yoksa...? Allah (c.c) dilerse, bu boşluğu daha sonra dolduracağız.

“Amellerin en üstünü Allah (c.c) için sevmek, Allah (c.c) için kin duymaktır.” Resulallah (s.a.a)

Allah Teala için yaşamak, O’nun için amel etmek, O’nun için sabretmek ve gerekirse O’nun için amelsiz olmak. O’nun için ölmek ve O’nun için öldürmemek… Keyfiyetini asla anlayamayacağımız, basit bir nefsî muhakeme zannettiğimiz (subhanallah, O’nun seçtikleri bundan münezzehtir) Ali’nin (a.s) mübarek yüzüne tükürülme hadisesinde kâfiri öldürmekten vazgeçtiği gibi.

Kişinin iyi ve faydalı amellerde kıbleye (Allah Teala’ya) ve fakat hayalı olmak amacı ile yaratılışsal olarak kötü olmayan, ama halk nezdinde çirkin sayılan (hacet gidermek, banyo yapmak vb.) işlerde, kıbleye aksi bir yöne yöneltilmesi, hangi işin Allah’a (c.c) yönelik olup olmadığı konusunda da fıkıhsal bir fikir vermektedir. Abdest alırken, su içerken, Kur’ân okurken kıbleye, mekruh ve haram işlerken de aksi yöne yönelmek…

Hasıl-ı kelâm, olasılık olarak şu anlaşılmalıdır ki, amellerin iki yönü vardır: Bunların biri Hak, yani Allah (c.c) ve O’nun zahirî ibadetlerimiz için belirlediği kıble, bir diğeri ise şeytanî amellerin yönü olan batıl, yani nefis. Bu durumda birkaç misal vererek, kıblesi Allah (c.c) olan amellerin hiç de bizim zannettiğimiz gibi olmadıklarını net olarak ifade edelim:

“Bir gün mescitte oturan bazı kişiler Resulallah’a (s.a.a), İmam Ali’yi (a.s) niye bu kadar çok sevdiğini sorarlar. Resulallah (s.a.a), birini İmam Ali’yi (a.s) çağırmaya göndererek soruyu yöneltenlere, “Biri size bir kötülük yaparsa, ne ile karşılık verirsiniz.” diye bir soru sorar. Oradakiler, “İyilikle ya Resulallah.” diye cevap verirler. Resulallah (s.a.a) aynı soruyu üçüncü sefer sorduğunda da aynı cevabı alır. Fakat dördüncü sefer sorduğunda, “Artık kötülüğe kötülükle, yani hakkıyla cevap veririz.” anlamında bir cevap alır. O sırada mescide İmam Ali (a.s) girer. Resulallah (s.a.a), ona da aynı soruyu sorar. Allah-u A’lem, yedinci sefere kadar, “İyilikle karşılık veririm.” der. Resulallah (s.a.a) bu soruyu sekizinci sefer sorduğu zaman ise İmam Ali (a.s), amellerin kıblesinin yalnız Allah olduğunun mükemmel bir ifadesi olarak, “Ya Resulallah! Vallahi bu soruyu ne kadar soracak olursan ol, ‘İyilikle karşılık veririm.’ cevabını alacaksın.” manasındaki cevabını verir. Resulallah (s.a.a) bu cevaptan sonra mescittekilere dönerek, “İşte Ali’yi bunun için seviyorum.” der.

Esasen İmam Ali’nin (a.s), Resulallah’a (s.a.a) cevabı şudur. Ya Resulallah (s.a.a), ben bir şahsa yaptığım iyiliği onun için yapmıyorum ki, onun bana karşı olan kötü hareketlerine, adaletle hak ettiği karşılığı vereyim. Benim bir şahsa yaptığım iyilik sırf Allah (c.c) içindir. Allah (c.c) ise sonsuz iyiliklere lâyıktır. Allah’a ibadeti ve O’nun için yapılan amelleri bir sayı ile sınırlandırmak, hâşâ O’na eksiklik isnat etmek olmaz mı? Eğer amellerimizin kıblesi Allah (c.c) ise, O’nun bu azamet ve rahmetinin tecellilerini, hangi tükürük ve kötülük örtebilir ki!!! O, her şeyin en övgününe lâyıksa, bunu hangi sayıdaki iyilikle sınırlandırabilirim ki? Hakkıyla kendisini övebilecek yine bir tek “O” değil mi?

Attar’ın da dediği gibi: “Padişahın şevket güneşi doğdu mu, ben eriyor, derhal ortadan kayboluyorum. Benim adım, varlığım kalmayınca nasıl tapı kılar, nasıl secdeye varırım? O anda birisini görürsem o, ben değilim. Cihan padişahıdır O. Sen ister bir lütufta bulun, ister yüz lütufta, o efendiliği kendine yapıyorsun zaten. Bir gölge, güneşin vurması ile kaybolur, ortadan kalkarsa, nasıl olur da güneşe saygı gösterir, tapı kılar?”

Bu satırlar İmam Seccad’ın (a.s) sadaka vereceği fakirlerin avucunun içini öpmesi ve “Sadakalarınızı Allah alır.” ilâhî hikmetini de bir bakıma aydınlatır niteliktedir.

“Dünya hayatında insanlarla, onlardan faydalanmak, onlar sayesinde bir makam veya mevkiye ulaşmak, gösteriş yapmak ya da kendini onlara benzetip meşhur olmak için değil, Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için dostluk kur.” İmam Cafer Sadık’ın (a.s), bu sözünde de deşifre ettiği gibi amellerin farklı şeytanî tezahürleri, Kâbe’nin ters yönden tavafı gibi bir ameldir. Ve bunun, Allah katında bırakın sevabı, ateşi vardır. İmam Hüseyin’in (a.s), “Selâmın yetmiş sevabı vardır. Altmış dokuzu verene, biri alanadır.” hadisinde belirttiği ve de, “Selâm vermek sünnet, almak ise farz.” hadisi ile tekmil olunan bu felsefede de gözlemlendiği gibi, sırf Allah (c.c) rızasının gözetilmesinin gerektiği apaçıktır. Zaten Allah’a yakınlaştıran ibadetlerin sünnet (nafile) ibadetler olduğu hususunda biraz düşünürsek, mecbur olmadığımız hâlde sırf Allah bizi sevsin diye, lâyık olmayan veya dargın olduğumuz birine, cimrilik etmeyip (“Asıl cimri, selâmda cimrilik edendir.”) selâm vermek ihlâs gerektiren bir ameldir.

“Sana zulmedeni affet, sana küsene git, sana kötülük edene iyilik yap. Aleyhine dahi olsa hakkı söyle.” Resulallah (s.a.a).

Sakınılması gereken her zaman Allah olmuştur. “Ey insanlar! Rabbinizden sakının.” (Nisâ, 1) meal ve manasında o kadar ayet ve hadis var ki, bu hanif din ve inanış içerisinde, “Ey inananlar, insanlardan sakının.” diye bir ibare kesinlikle bulamayız. Bir diğer “İnsanlardan korkmayın, benden korkun.” ayet-i kerimesi ise, bu mevzuu oldukça açıklığa kavuşturmaktadır. Onun içindir ki, amellerimizin yönünü kıbleye, diğer bir tabir ile Allah’ın rızasına çevirmemiz gerekmektedir. Vaktin geç olmasından Allah’a sığınırız ki, Mantık et-Tayr’da geçen şu vaziyete duçar olmayalım:

“Adamın yüzünü bu zamanda (mezarda) kıbleye döndürürlerse, o cenabet ölür, ondan temizlik umma.”

“Emir başta da, sonda da Allah’a aittir.” (Rûm, 4)

Allah (c.c) dilerse, bu ayet-i kerime ışığında, düştüğümüz çok büyük yanılgılardan bir kaçını da izale edelim:

İnsanoğlu şunu net olarak bilmelidir ki, yeryüzündeki hâl ve hareketleri, sebepler ve devamında doğabilecek sonuçları ve bunlar gibi dünya içerisindeki hareketler olarak niteleyebileceğimiz birçok olasılık ve girift meseleyi, kendi nakıs aklıyla devşirdiği tedbirlerle ne çözümleyebilir, ne de üstesinden gelebilir. Tarihte çokça görüldüğü üzere Müslümanlarda, çok açık ayet ve hadisler karşısında içtihat yapmak, mükellef olmadığı hâlde böyle bir kaygı (!) ile Allah’ın (c.c) iradesi karşısında tedbir almaya kalkışmak gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.

Devamı var.... 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)