• Nombre de visites :
  • 2665
  • 9/11/2016
  • Date :

Gerçekle Sanalın Karıştığı Yeni Bir Yaşam ve Varlık Alanı: Sosyal Medya

gerçekle sanalın karıştığı
Artık hepimiz sosyal medyada yaşıyoruz. Evimizde, işyerimizde, okulumuzda ne kadar vaktimiz geçiyorsa sosyal medyada da bir o kadar vaktimiz geçiyor. Sosyal medya adeta yaşam alanına dönüştü. Kahvehane gibi, stat gibi, alışveriş merkezi gibi kendine has özellikleriyle yeni bir yaşam alanıyla karşı karşıyayız.
Sosyal medyada gülüyor, ağlıyor, seviniyor, üzülüyor, özetle burada yaşıyoruz. Saatlerimiz, günlerimiz sosyal medyada geçmesine rağmen, sanırım sosyal medyanın direkt kendisi üzerine düşünmekten oldukça uzağız. Halbuki çok basit bir mantıkla, insan en çok vakit verdiği şey üzerine azıcık da olsa düşünmeli değil midir?
İşte tam buradaki boşluğu doldurmak üzere düşünüyor ve okuma yapıyorken, konu hakkında uzman, İnönü Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Mehmet Emin Babacan’ın “Sosyal Medya ve Gençlik” isimli çalışmasıyla karşılaştım. Kitabı okudum, beğendim, sonra kendisiyle röportaj yapmak istedim; sağ olsun o da kırmadı, kabul etti. Ve sonuçta ortaya bu satırlar çıktı. İyi okumalar...
Sosyal medyanın kısa bir tanımını yapabilir miyiz? Facebook, Twitter, İnstagram, vb… Bunlar sosyal medya siteleri diye biliyoruz, fakat internet siteleri neye göre sosyal medya olabiliyor? Sosyal medya dediğimiz şey nedir?
İnsanların herhangi bir tahakküm ve mahalle baskısı hissetmeden özgürce paylaşımda bulunabildiklerini düşündükleri bir mecradır. Böyle görülsün ve bu bakış açısı ile kullanılsın diye zaten olumlu sıfatlarla nitelenir; sosyal medya gibi, yeni medya veya akıllı teknolojiler gibi… Söz konusu bu olumlu sıfatlar ve nitelemeler yeni iletişim araçlarının meşruiyet araçlarıdır. Söz konusu bu yeni teknolojinin bireyi sosyalleştirdiği, özgürleştirdiği, psikolojik rahatlama sağladığı, bütün iktidar biçimlerine karşı duruş sergileyebilecek bir ortam olduğu, vb. daha birçok olumlu vurgu, kullanılması gerektiğini meşrulaştırmaktadır.
Buna karşılık toplumsal karakterimiz ve pratiklerimizde sosyalleşmenin nasıl olduğu ve ne tür bir sosyalleşmeye ihtiyacımızın olduğu konusunda herhangi bir sorgulamaya gitmeden, hepimiz söz konusu bu olumlu bakışı benimsemekteyiz. Ve gerçekten kullanım pratiklerimize bakarak son derece olumlu katkılarının olduğunu da belirtmekteyiz. Fakat gerçekten ‘ihtiyaç’ kavramının bizler için ne anlam taşıdığını sorgulamaktan uzak duruyoruz. Örneğin Amerikalı veya Kanadalı bir genç için sosyal medya, sosyal bir ortam olarak işlev görebilir. Yani bireyin atomize olduğu, bireyselliğin zirve yaptığı bir toplumsal yapıda insanın yeniden kendi birey tekinden bir varlıkla irtibat kurması önemlidir. Fakat bizim için aynı şey söz konusu mudur? Bizim sosyal olmaktan veya sosyalleşmekten anladığımız şey nedir? Paylaşmak, dayanışmak veya karşı koymak gibi daha birçok bireysel ve toplumsal eylem biçiminin bizdeki karşılığı nedir? Her ne kadar küresel bir dünyada yaşamaktan kaynaklanan benzerlik ve aynılaşma söz konusu ise de, sayılabilecek daha birçok konuda kendi gerçekliğimize ilişkin sorular sorulabilir.
Özetle bu temel sorular eşliğinde sosyal medya dediğimiz şeyin ne olduğunu daha iyi kavramış olacağız.
Gücün ya da kontrolün kullanıcıda olduğu, kullanıcının pasif olmadığı bir medya türünden bahsediyoruz. Burada hakikaten güç bizde mi yoksa bu bir yanılsama mı?
Bir önceki soruda belirttiğimiz meşrulaştırma retoriğinin en çok vücut bulduğu yer, tam da burasıdır. Kitle iletişim araçları (radyo, tv, sinema, gazete vb.) pratiklerine büyük ölçüde ekonomi politik ilişkiler, sermaye ve etik ilkeler, eşik bekçileri, vb. kavramlarla ilişkilendirilerek olumsuz anlam yüklenmekteydi. Fakat yeni iletişim teknolojileri ile birey merkezli bir dünyaya adım atıldığı, bireyin pasiflikten- kütle olmaktan kurtularak aktif bir birey olduğu literatürde en çok yer alan vurgudur.
Buna karşılık gözden kaçırılan şey; birey özgürleştiğini, sosyalleştiğini, bütün mahalle baskılarından kurtulduğunu düşünürken, çok daha makro ölçekte ne tür bir küresel tahakküm ile karşı karşıya kaldığı gerçeğidir. Ayrıca söz konusu küresel etkiye karşı bireyin hangi düşünsel çaba ve toplumsal pratikle karşı koyacağı bilgisine sahip olup olmadığının göz ardı edilmesidir.
Akıllı telefonlar, tabletler, vs. ile sosyal medya kullanımı arttı, hatta hepimiz sosyal medyada yaşıyoruz demek bir abartı değil. Neden bu kadar bağımlıyız?
İletişim araçları ve süreçleri tarih boyunca insanlığın gelişim seyrine paralel biçimde gelişim göstermiş ve işlev görmüştür. Günümüzde ise bu işlev ihtiyaç olmaktan çıkmış, sizin de ifade ettiğiniz gibi bir tür bağımlılığa dönüşmüştür. Bu durumun çok fazla ardalanı bulunmakla birlikte, öncelikle hepimiz -şimdi eleştirsek de- uzunca bir süredir kitle iletişim araçlarıyla birlikte yaşamaya alıştık. Gazetenin, televizyonun, sinemanın 20. yy’da etki ettiği, belirlediği birey ve toplum hayatına ilişkin bütün değişim ve dönüşüm hikâyelerinin merkezinde yer aldık. Bu bakımdan sessiz ve usulca hayatımıza giren ve asırlardır birlikte yaşadığımız bir şey gibi bağımlısı olduğumuz sosyal medyanın nereden geldiğini ve bize sahiden ne kattığını da sor(a)madık. Ayrıca toplum olarak okuma kültürümüzün zayıf oluşu, genç nüfusumuzun görece fazla oluşu, sosyal medyanın boş zaman etkinliklerine fazlasıyla imkân sağlaması vb. diğer bazı unsurlar belirtilebilir.
Çalışmanızdan da bahsetmenizi rica ediyorum. "Sosyal Medya ve Gençlik" isimli çalışmanızdan. Bu kitapta ne anlatmak istediniz? Tezleriniz nedir?
Sosyal Medya ve Gençlik’te, ülkemiz genç nüfusunun en çok bulunduğu mekânlardan olan üniversitelerde ve sosyal medyayı en çok kullanan toplumsal kesim olarak üniversite gençliğinin, sosyal medya kullanım pratiklerine odaklanıldı. Temel derdimiz, hepimizin sorduğu şeydi aslında; nedir sosyal medya, hayata nasıl bir anlam katmakta veya hayatı nasıl bir anlam kaybına uğratmaktadır? Gençlerin kullanım pratikleri onların sosyal sermayelerine bir katkıda bulunmakta mıdır? Çalışmada ülkemiz özelinde gençlerin var olan sosyal sermayelerini mi sosyal medyaya taşıdıkları veya sosyal medyanın kendi sosyal sermayelerine pozitif bir katkısının olup olmadığına odaklanıldı.
Kitabınızda geçen “sosyal sermaye” kavramından bahseder misiniz?
Sosyal sermaye kavramı, sosyal bilimlerin ortak kavramlarından biridir. Bireylerin ekonomik güçleri/sermayeleri dışında kalan diğer bütün insan ilişkilerinden elde ettikleri birikim olarak tanımlanabilir. Bu anlamda sosyal medya, insanların sürekli ilişki ve temas içerisinde bulundukları bir mecra olarak, sosyal sermaye üretim mekânı olarak düşünülebilir. Biz de bu nedenle zaten sosyal medya ve sosyal sermaye ilişkisine odaklandık.
Başlangıçta sosyal medya gençlerin takıldığı bir yerdi fakat günümüzde her yaşta insanın kullandığını görüyoruz. Hatta gariptir, gençlerin birçoğu Facebook'tan (yaşlılar geldiği için) Twitter'a kaçtılar. Böyle bir kovalamaca da yaşanıyor sanki?
Tam olarak böyle bir ayrım söz konusu olmasa da, yaş grubuna göre kimi yorumlar yapılmaktadır. Bu yorumlardan bazılarına göre, yetişkinler daha çok çocuklarını kontrol etmek ve gözetlemek amacıyla Facebook’a dâhil olmaktadırlar. Gençler de diğer platformlara, Twitter, Instagram veya Snapchat gibi platformlara gitmektedirler. Fakat benim kanaatim, zamanla değişecek olmakla birlikte gençlerin hâlâ başta Facebook olmak üzere, Instagram ve Snapchat gibi daha eğlenceli platformları tercih ettikleri yönündedir. Yetişkinlerin ise görece daha ciddi ve haber merkezli bir mecra olan Twitter’ı tercih ettikleri yönündedir.
O kadar çok vaktimiz sosyal medyada geçiyor ki, burası neredeyse yeni bir yaşam alanı haline geliyor. Sosyal medyaya yeni bir yaşam alanı diyebilir miyiz?
Evet, çok farklı nedenlerle, çok fazla kullandığımız bir gerçek. Fakat bu durum gerçekliğin kendisi midir? Bu sorunun çok kolay bir cevabı yok maalesef. Gerçekle sanalın karışımı yeni bir yaşam ve varlık alanı sosyal medya. Tamamen sanal diyemeyeceğimiz kadar gerçekliği, gerçek diyemeyeceğimiz kadar da sanallığı içinde barındıran yeni bir mekân… Ama her şeye rağmen gerçek ilişkilerin yerini tutamayacak kadar zayıf karakterli bir yaşam alanı…
Sosyal bilimciye bu soruyu sormak doğru mudur bilmiyorum ama sizce sosyal medya totalde olumlu mu yoksa olumsuz bir şey mi?
Evet, sizler de takdir edersiniz ki sosyal bilimlerde totalleştirici yorumlar çoğu kez yanılgıyı da içinde barındırırlar. Bu bakımdan sosyal medyaya ilişkin tamamen iyi veya kötü olarak yorumlamak yerine, yukarıda sormaya gayret ettiğimiz anlamlı sorular eşliğinde bir anlam üretme çabamız daha doğru olur kanaatindeyim. Dolayısıyla sosyal medya kullanım pratiklerimizi de bir anlama atfen gerçekleştirmiş oluruz.
Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. İyi çalışmalar.
Ben teşekkür ederim. Sağ olun.
Mehmet Emin Babacan, Sosyal Medya ve Gençlik, Açılım Kitap.
 
Röportaj: Yusuf Tunçbilek

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)